İstanbul sözleşmesi dayatmaydı!

İstanbul sözleşmesi ile hükümete yüklenmek isteyenlere aslında birkaç yapılan düzenlemeleri hatırlatmak gerekir

İstanbul sözleşmesi dayatmaydı!
25 Mart 2021 - 00:03
İstanbul sözleşmesi ile hükümete yüklenmek isteyenlere aslında birkaç yapılan düzenlemeleri hatırlatmak gerekir.  Hatırlayacağınız üzere 2011 yılında imzalan 2014 yılında uygulamaya konulan bu sözleşmede önce hükümet kadınları korumak adına kanunlar çıkardığını bilmenizde yarar var. Bunun yanı sıra bu sözleşmede bazı maddeler Uluslararası Hukuk kurallarının müeyyidesine uymadığı görülmüş, intikam sözcükleri içermekteydi. Bundan dolayı bu 2018 yılından sonra amacının dışına çıkmış dayatmaya dönüşmüştü. Ey muhalefet siz bunları bilmenize rağmen oy devşirme adına bağırıp duruyorsunuz. Aileler parçalanması umurunuzda dahi değil.

İşte, İstanbul Sözleşmesi’nin neden acilen feshedilmesi gerektiğinin madde madde izahı:

İstanbul Sözleşmesi’nin merkezinde yer alan toplumsal cinsiyet kavramında kadınlık ve erkekliğin fıtratta yer alan bir durum olmadığı, sosyal şartlara bağlı olarak gelişen bir durum olarak inşaa edildiği savunuluyor. Yani cinsiyetin doğmayla değil sosyal yapıyla ilgili bir durum olduğu öne sürülüyor.

Toplumsal cinsiyet kavramının sık sık vurgulandığı İstanbul Sözleşmesi’nde bu kavram üzerinden dini hassasiyetler de hedef alınıyor. Dinin ataerkil bir yapıda olduğunu savunan bu anlaşmaya göre, inanç sistemleri kadınları ikinci plana atıyor. Gerçeği yansıtmayan bu düşüncelere ek olarak, geleneksel değerler, örf ve kültür de yanlı eleştirilerle hedef alınıyor. Sözleşmenin 12. maddesinde, “Taraflar kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde ‘namusun’ işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar” deniliyor. Burada en ön plana çıkan şey ‘namus’ kutsalının nasıl etkisiz hale getirilmeye çalışıldığı gözler önüne seriliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin şiddet tanımı oldukça geniş ve belirsiz ve sözleşmede şiddet, “kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” olarak tanımlanıyor. Yani bu tanımla birlikte kadına yönelik yapılabilecek her hareket şiddet sayılabiliyor ve muhattap ceza görebiliyor. Bu şiddet tanımı üzerinden oluşturulan kanun ve yasalar istismar edilebilir ve büyük mağduriyetler doğurmaya açık bir alan oluşturuluyor. Bir örnek vermek gerekirse Aile Bakanlığı’nın bir araştırma raporunda bir erkeğin hanımının kıyafetlerine “karışması” ya da zor kullanarak harekete muğayır olarak kabul ediliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin geleceğe yönelik oluşturduğu tehlikenin nedeni cinsel yönelim ve cinsel kimlik kavramlarıdır. İstanbul Sözleşmesi’nin Temel Haklar, Eşitlikler ve Ayrım Gözetme bendinde, cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım yapılmaması adına, bu olgular legallik elde ediliyor. LGBTİ örgütleri sözleşmenin bu kısmına dayanarak azgınlıklarına ve sapkınlıklarına meşru zemin oluşturuyor. İstanbul Sözleşmesi LGBTİ’ye karşı koruyucu bir metin anlamına gelirken bu sözleşmeyle LGBTİ bir çok ayrıcalığa sahip olmuş oluyor. Sözleşme zinayı meşrulaştırmakla kalmamış aynı zamanda eşcinselliğe de zemin açıyor ve buda ülkemizi ahlaki yönden yok ediyor değil mi?

İstanbul Sözleşmesi’nin girişinde, “Kadına karşı şiddetin yapısal özelliği toplumsal cinsiyete dayanmaktadır” deniliyor. Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için düzenlenen bu belgelerde her şey toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik oluyor. Bu da şiddetin temel nedenlerini görmezden gelmeye yol açıyor. Yani İstanbul Sözleşmesi, şiddetin önemli birleşenlerini görmezden geliyor denilebilir. Örneğin alkol ve şiddet arasındaki ilişki hiç ön plana çıkartılmıyor. Yapılan araştırmalara göre, erkeğin alkol aldığı gün şiddete meyilli olması 8 kat daha fazladır. Öte yandan şiddet ele alınırken ataerkillik üzerinde duruluyor. Şiddeti sadece toplumsal cinsiyet eşitsizliğine indirgeyen bu sözleşme, aslında şiddeti önlemek istiyor mu, istemiyor mu çok şüpheli ve şaibeli. Çünkü şiddeti yanlış bir şekilde ele alan ve şiddete ilişkin önemli etkenleri görmezden gelen bu sözleşme, hiçbir şeyi çözemeyecektir.

Avrupa Birliği, İstanbul Sözleşmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliğini şiddetin önlenmesi için tek seçenekmiş gibi dayatıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin üst sıralarda olduğu Avrupa ülkelerinde kadına yönelik şiddet, cinayet ve tecavüz oranlarının yüksek oluşu bu teoriyi çökertiyor. Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre Finlandiya’da her yıl 50, Danimarka’da 24 bin kadın tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Ülkemizde de sapkın sözleşmeye dair politikaların uygulanmaya başlamasından sonra istatistikler şiddetin azalmadığını açıkça gösteriyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre aile ve asliye mahkemelerinde onaylanan kolluk kuvveti kararları her geçen yıl artıyor.

İstanbul Sözleşmesi boşanma aşamasında olan eşler arasında arabuluculuğu açıkça yasaklıyor. Sözleşmenin 48. maddesinde, “Taraflar işbu sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır” denmektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı gibi, sözleşmede aileyi koruyabilecek tedbirlere kesinlikle yer verilmiyor. Toptancı bir yaklaşımla arabuluculuğun faydalı olabileceği durumlar bile İstanbul Sözleşmesi tarafından dışlanıyor. Bu sözleşmenin iptal edilmesi ülkemizde zaferle karşılandı. Aslında biz bu konuyu defalarca okuyucularımızla aktardık ve her defasında da gündeme getirdik.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ediyorum. Böylelikle ülkemiz bu istanbul sözleşmesi ile sanırım derin bir nefes alacağı muhakkaktır.

Sevgi ve Saygılarımla

Araştırmacı Gazeteci Yazar

Vehbi Korkutata

YORUMLAR

  • 0 Yorum