Medya Yenigün

SEBEP, SONUÇ İLİŞKİSİ

SEBEP, SONUÇ İLİŞKİSİ
Avatar
Nevzat Küçükdöğerli( nethabergazetesi@hotmail.com22 )
333
12 Kasım 2019 - 12:58
‘Faiz sebep, Enflasyon sonuç’ değildir. Değildir, Değildir ama Merkez Bankası, Faizleri peş peşe yüksek oranlarda düşürdükten sonra, Enflasyon da düşmüştür. İktisatçılar koro halinde “Enflasyonu düşürmenin tek yolu, faizi yükseltmek ve ininceye kadar yüksek tutmaktır” derken, Cumhurbaşkanı, “Yüksek Enflasyonun Sebebi, Yüksek Faizdir” diyordu. Söze devamla Faiz indirilince, Enflasyon da iner iddiasında bulunuyordu. Kamuoyunda faiz ile enflasyonun sebep-sonuç ilişkisinde taban tabana zıt iki tez vardı. Son aylarda yapılan faiz indirimlerine ve ardından düşen enflasyon oranlarına göre hüküm vermek gerekirse, Cumhurbaşkanı haklı çıkmıştır. Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere ben bu hükme katılmıyorum. Ama genel olarak doğru kabul edilen Yükselt Faizi-Düşsün Enflasyon önermesini de aşırı basit ve hatta tehlikeli buluyorum.
Enflasyon Parasaldır, Ama Para Nedir? Nobel ödüllü Chicago’lu Milton Friedman parasal ekonominin kutbu sayılır. Onun Enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olgudur sözü adeta bir nastır. Bu söz, bize enflasyon denen olgunun, büyüme/küçülme, işsizlik, fakirlik, zenginlik, gelir veya servet dağılımı gibi diğer makro ekonomik göstergelerden bağımsız olarak hareket ettiğini söylemektedir. Ama bu nas, bize faiz yükselirse, enflasyon düşer veya faiz yükselirse, enflasyon da yükselir veya faiz düşerse, enflasyon düşer diye bir şey söylememektedir. Sadece enflasyon denen şeyin, her yerde ve her zaman parasal olduğunu vurgulamaktadır. Yani enflasyonun sebebini veya çaresini ararken alınacak önlemlerin paranın miktarı, cinsi, devir hızı ve faizi üzerinde yoğunlaşması gerekir demektedir. Bu sözün eksik tarafı para’nın tanımının yapılmamış olmasıdır. Nitekim 2008 krizinden sonra ABD ve AB ülkelerinde Merkez Bankası parasının miktarı artarken kredi yoluyla yaratılan banka parasının miktarı düşmüştür. Neticede, sistemdeki toplam para miktarı değişmediği için enflasyon yükselmemiştir. Para miktarı denince sadece merkez bankalarının bilançolarına bakanlar, bütünü göremediklerinden FED/ECB bilançoları büyüdü, ama enflasyon artmadı, hayret nasıl oldu anlayamadık diyerek halkın ekonomistlere olan saygısını düşürmüşlerdir.
Türkiye Çift Paralı Bir Ülkedir; Türk Ekonomisi, biri TL (resmi/ulusal) diğeri Döviz (işlevsel/fonksiyonel)  olmak üzere iki para birimi ile işler. Para Miktarı bu ikisinin toplamıdır. Faiz ise ikisinin faizinin ortalamasıdır. Yatırım kararlarında kullanılan para ise TL değil, dövizdir. Türkiye’de enflasyon TL ile ölçülür. Çıkan sonuca göre enflasyon indi veya çıktı denir. Hâlbuki enflasyon aynı dönemlerde Dolar ile ölçülünce görülmektedir ki, TL ile ölçülen enflasyon düşerken, işlevsel para birimi olan dolarla ölçülen enflasyon artmaktadır. Dolarla ölçülen enflasyonun artığı (TL’nin değerlendiği) dönemde fiyat istikrarı sağlanmakta yani enflasyon düşmektedir. Ancak eş zamanlı olarak cari açık büyür yani finansal istikrar bozulur. Finansal istikrarsızlık (cari açık için borçlanma) sonsuza dek sürdürülemez. Sıcak döviz girişi durunca TL değer kaybeder,  enflasyon yükselir. 2019’da dıştan para gelmedi, hatta dışa para gitti. Reel para miktarı (TL+ DÖVİZ) kısıldı, ekonomi soğudu ve enflasyon düştü.
CARİ AÇIK SÖZ KONUSU İSE TAM BAĞIMSIZLIKTAN SÖZ EDİLEMEZ.
Cari Açıksız Büyüme; Türkiye’de, sanayicisinden tüccarına; mühendisinden muhasebecisine, şirket genel müdüründen ilçe kaymakamına kadar her okumuş kişi ve bilhassa unvanlı/unvansız yurdum iktisatçıları, Türkiye, cari açıksız kalkınamaz batıl inancının abonesidir. Bırakın bu öğrenilmiş çaresizlikle malûl yurdum okumuşlarını, bari beka-beka diye ona buna sataşan siyasiler, bu beka davasının kazanılması için cari açıksız kalkınmanın şart olduğunu idrak etseler, canım yanmayacak. Şaka bir yana, ben bu konuda Cumhurbaşkanına güveniyorum. Hemen hemen her televizyon kanalında 7/24 yayımlanan yüzlerce nutkunun birinde Başkan’ımız, Bir daha cari açık veren ekonomiye geri dönmeyeceğiz dedi. Eğer bu söz, şairin zengin olmayı düşlemesi gibi bir şeyse, gerçekleşemez. Yok, bu Reis diye anılan bir devlet başkanının stratejik hedefiyse, o zaman kuvveden fiile çıkabilir. Türk ekonomisi, cari açık vermeden yoluna devam edemez diyenler, bunun gerekçesini üretim için yatırım malları ile petrol ve aramalı ithalatı yapmak zorunda oluşumuzu ileri sürmektedir. Doğrudur. Ama bunları satın almak için “Kulağı Küpeli” Dolara ihtiyaç yoktur. Son bir yılda Türkiye 210 milyar dolar dış âlem geliri elde etmiştir. Cari açığı yok, fazlası vardır. Cari açık verdiğimiz yıllarda da, Avrupa’ya keyif, Hicaz’a hac için gitmeye veya lüks araba ile son model cep telefonu ithal etmek için yeterli dövizimiz vardı. Ama nedense yatırım malı satın almak için dövizimiz yoktu. Bu yüzden mecburen cari açık verilmekteydi. Ne yazık ki; bu yanlış tespit, genel olarak doğru sanılmaktadır. Tüketimi kısmamak için bundan daha hinoğlu hince gerekçe bulunabilir mi? Halbuki cari açığın (öncelikle ticaret açığının) kök sebebi ithalatı cazip kılan dövizi ucuz tutma saplantısıdır. Maalesef bu eğilim sürmektedir. Cari açıklı yıllara hazırlanın.
İŞİN ÖZÜ; Yatırımı Değil, Tüketimi Kıs; Cari Açık Yine Sıfırlanır.