TÜRKLÜĞÜ VE TÜRK MİLLETİNDEN OLMAYI REDDEDEN BOĞAZDAKİ AŞİRET BİZANS ARTIKLARI.

TÜRKLÜĞÜ VE TÜRK MİLLETİNDEN OLMAYI REDDEDEN BOĞAZDAKİ AŞİRET BİZANS ARTIKLARI.

Herkes şundan emin olsun ki, ihanet şebekeleri, saçtıkları nifak tohumlarıyla böyle yekvücut olmuş bir milletin bütünlüğüne asla halel getiremeyecekler.

İhtilaf ve gerilim alanlarını derinleştirmeye çalışanlara karşı milletçe kardeşlik ve adaletten yana olacak, bizi tek millet haline getiren kutlu değerlere dört elle sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz. Birliğimize kasteden, gücümüzü kırmak isteyen bütün o kirli oyunlar beyhudedir.

Allah’ın izniyle hiçbir ihanet şebekesi bu milletin başını önüne eğdirmeye muktedir olamayacaktır.

İstanbul Boğazında yaşayan beş bin zengin aile Boğazdaki Aşiret olarak, Türk milletinin ve devletinin kaderini belirleme hakkını ve yetkisini açıkça kendisinde görebilmektedir.

TÜSİAD üyesi beş yüz zengin iş adamının ötesinde, bunların yerli ve yabancı ortakları da devreye girmekteler ve aşiret bağları para ilişkileriyle giderek genişlemektedir.

İstanbul Boğazının güzelliklerini para gücüyle satın alan Boğaz’daki Aşiret, yine para gücüyle Türkiye’yi ve Türk milletinin kaderini uluslararası tekelci sermayenin desteği ile satın almaya çalışmaktadır.

Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan Türk ulusunu tanımazlığa gelen, kozmopolit bir yapı içinde yeni bir Bizans oluşturma özlemini misyoner kuruluşlarıyla ortak çalışmaları gündeme getiren Boğaz’daki gayrimüslim Aşiret’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi ile oynamaya hakkı yoktur.

Türk ulusunun bir milli kurtuluş savaşı vererek kurduğu Türk devleti, yani Bizans özlemi içindeki misyoner kuruluşlarının oyun alanı değildir.

Çok uluslu şirketlerin önderliğinde gündeme gelen Siyonist- emperyalist yabancı dayatmaların giderek Türkiye’ye egemen olması için, Boğazdaki Aşiret fazlasıyla taşeronluk yapmaktadır.

Bu durum da Türkiye’nin ulusal çıkarlarına açıkça ters düşmektedir. Bu anlamda Boğazdaki Aşiretin çıkarları ile Türk milletinin ulusal çıkarları birbiriyle ters düşmektedir.

Boğaz’daki Aşiret Türkülüğü ve Türk milletinden olmayı reddetmiş ve tıpkı eskisi gibi Bizans döneminin kozmopolit yapısı içinde, gayrimüslim bir kimliğin geleceğini araştırmıştır.

Boğaz’daki Aşiret’in, Ulusal Kurtuluş savaşını küçük gören, Türk milletini dışlayan, Ankara’daki Türk devletini yok sayan olumsuz tutumları devam ettiği sürece, Türkiye’de yaşayan insan topluluğunun ulusal, mili- manevi bütünleşmesini gerçekleştirmek son derce zor olacaktır.

Küreselleşme dönemiyle birlikte, Boğaz’daki Aşiret’in tarihten gelen gayrimüslim ve gayri Türk tutumu giderek yükselme göstermiştir.

Sahip oldukları para gücüyle, İstanbul basınını bazılarını (onlar halkımızca malum) Bizans medyasına dönüştürmüşler ve her yönü ile Türkiye’nin ulusal kimliği ile ulus devletine saldırıyı, bir alışkanlık haline getirmişlerdir.

Kendi içlerinden seçtikleri bazı temsilcileri ya da para ile satın aldıkları bazı YOZ kimseleri siyasete yönlendirerek onları finanse etmişler ya da satın almışlar ve son dönemlerde anti ulusal siyasetin oluşmasında, Siyonist ve emperyalist merkezlerle birlikte Boğaz’daki Aşiret ortak hareket etmiştir.

Basın ve medya ile halkı uyuşturma dönemi artık son noktasına gelmiştir.

Eskisi gibi emperyalist sistemin çıkarları doğrultusunda halkı uyutamayacağını gören Boğaz’daki Aşiret mensupları Türkiye’yi bir iç çatışma ortamına sürükleme senaryolarını destekleyerek, kapalı toplantılar da faiz ve siyasi lobicilik faaliyetleriyle halkın bilinçlenmesini sağlayan demokrasiye karşı çıkarak, Ülke ekonomisi felç etme adına sermaye çevrelerinin çıkarlarını koruyacak ve onlara bekçilik yapacak bir siyasi oluşum arayışı içine girmişlerdir..

TÜRK Ulusu, Cumhuriyet devleti ve demokrasi rejimi ile kendi geleceğini güvence altına alma çabasında iken, Boğaz’daki Aşiret’in kendi çıkar- menfaatlerinin peşinde koşması ve bunların korunması için, ülkemizde istikrarsızlık ve kaos ortamının oluşmasında karanlık senaryolar üretmesi, marjinal guruplara kucak açması ile bazı yoz siyasileri payanda olarak kullanarak kendi zenginlikleri için bekçilik yapacak bir diktatörlüğün arayışına girmesi, yine Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ve Türk demokrasisine vurulan darbedir.

Misak-ı milli sınırları içinde, Boğaz’daki Aşiret ’in değil; ama Türk milletinin ulusal egemenliği geçerli olmalıdır.

Önümüzdeki günlerde; Türk milleti bütün unsurlarıyla konuya yeniden egemen olacak ve Boğaz’daki aşiretin çıkarlarını sınırlama noktasında adli ve idari her türlü tedbiri almalı ve böylece Boğaz’daki aşiret ’in, küresel sermaye ile ortaklık içeresindeki hegemonyasını artıma yoluna gidebilmek için başvuracağı yıkıcı ve bölücü eylemlerine fırsat verilmemelidir.

Türk devletinin güçlenmesi ve Türk milletinin mutlu bir düzene kavuşabilmesi İçin, Boğaz’daki aşiret ‘in Anayasa ve yasal çerçevede denetim altına alınması gerekmektedir. Saygılarımla.

Hasan ALPARSLAN Araştırmacı, Gazeteci- Yazar

 

Avatar
Hasan Alparslan( hasan@medyayenigun.net )