Şeref Kocakaya

Şeref Kocakaya

serefkocakaya01@hotmail.com

KÜRESEL GEÇİŞ DÖNEMİ

14 Mayıs 2022 - 00:05

İnsanoğlu belki de en çok kavramları eskitiyor. Her kavram içinde yaşadığımız dünyayı biraz daha anlaşılır kılmak adına bir anlam evrenine yaslanırken, aslında asıl gücünü zihinlerde oluşturduğu farklı tedavilere borçlu…
Kavramlar adeta kendini yeniden üreterek, hepimizin zihin haritasına farklı izler bırakarak yol alıyorlar. Böylelikle farkında olmadan, aynı kavramları kullanıp da farklı anlamları murad eden yığınlar hâline dönüşüyoruz.
Dolayısıyla ekserisi sığlıktan kurtulamayan gazete yazılarının, televizyon konuşmalarının ve günlük sohbetlerin içerisinde geçen kavramlar, bizim birbirimizi ve dünyayı anlamamız için anahtar vazifesinden hızla uzaklaşarak, derin kopuşlarımızın üstüne örtülen tüller hâline dönüşüyor.
Kavramın beslendiği anlam evreni ile bizim zihnimizdeki yansıması arasındaki bu uçurum, iletişim çağı olarak tanımlanan günümüzde biraz daha arttı ve bir zamanlar dünyayı daha güzel bir yer yapacağına derinden inandığımız kavramların içi özellikle boşaltılmaya çalışıyor.
Özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi değer eksenli kavramların Amerikalı ya da Avrupalı için çağrıştırdığı anlamlar ile, Ortadoğu coğrafyasında bir Müslüman ya da Iraklıyla aynı mı? Şüphesiz sâdece onlar için değil, dünyada yaşananları anlama gayreti içindeki insanlar için de bu kavramların anlamı artık farklı.
Birçok Amerikalı, Başkanları Trump’un diline pelesenk ettiği kavramları yakın mesai arkadaşları neoconlar gibi anlamıyor artık. Özetle söylemek gerekirse, küredeki insanların hepsini yakından ilgilendiren “küresel geçiş dönemi” olarak tanımlanabilecek içinde yaşadığımız süreç, eskiye nazaran çok daha hızlı bir şekilde kavramları eskitiyor ve onlara dayanarak kurulmuş toplumsal yapıları hızla erozyona uğratıyor.
           Mîlât olarak kabul edilen Sovyetlerin dağılması sonrasında telaffuz edilmeye başlanan Yeni Dünya Düzeni, kapitalizmin egemenliğini ilân edişine de işaret ediyordu. Yeni Dünya Düzeni, liberal kapitalizm ve Batı olarak adlandırılan dünyanın değer yargıları dışındaki kültürlere, toplumlara, devletlere hayat alanı kalmadığının ifâdesiydi.

Yerini daha sonra küreselleşmeye bırakan Yeni Dünya Düzeni, kendisini ifâde etmek için yeni kavramlar geliştirmeye aslında çok önceden başlamıştı. Zira yeni bir dönem başlıyordu ve daha sonra yeni emperyalizm olarak tanımlanacak bu dönemin yeni kavramlara ihtiyacı vardı.
Uzun süredir emperyalizme yol açan modernizm eskimiş, sorgulanmaya başlamış ve teknolojik ilerleme mitinin getireceği “daha güzel günlere” insanların inançları sarsılmıştı. İnsanları, toplumları, ulusları dönüştürmede maharetini kaybeden modernizmin yerine alternatif arayışlarının yoğunlaşmasıyla birlikte, yine aynı merkezler tarafından postmodernizm gündeme getiriliyordu.
Yâni farklı bir bakış açısının çıkmasına müsaade etmeden, yine kendisine hizmet edecek daha anlaşılır bir kavramı icat ediyordu emperyalizm. 
         Giderek azgınlaşan ve kendi küresel egemenliğini ilân eden sermayenin dili olarak da ifâde edilebilecek olan postmodernizm, sermayenin egemenliğini tesis etmesine engel teşkil eden devlet yapılarının teslim alınmasını, millî kimliklerin etnik ve dinî cemaatleşmeyi teşvik etmek sûretiyle parçalanmasını hedefleyerek, bir taraftan “çok kültürlülüğü ve çok dinliliği üretmek diğer taraftan üretim ve tüketim araçlarını çoğaltarak kapitalizmi yeniden icat etmenin yollarını oluşturuyordu.”

Günümüzde yaşamış olduğumuz gerçeklerle özdeşmiyor mu acaba? Lakin başkanlık sistemi diye önümüze sürülen aziz milletimin geleceğinin oylanacağı bu ortamda hiçbir kimseden bu konularla ilgili endişe ve kaygıyı bulamayacaksınız.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum